Boş hayatlar… İdrakimizi sulandıran boş meşgaleler… Anlamsız his tufanları… Ve kendini bilmez insanlar…
Hedefi ya da ideali olan, belli bir amaca hizmet eden ve o amaç uğruna varını yoğunu feda eden insanlar vardır hayatta, hayatın basitliğinden kurtulmuş. Ve şu dünya üzerindeki varlığını daha anlamlı kılan insanlar.
İyi bir üniversite okuyup iyi bir işe girdikten sonra iyi bir ev alıp iyi bir arabaya binmek ve iyi bir eşe sahip olmak bütün insanların istediği bir şeydir ve yaşayan her insanın sıradan istekleridir. Yani bu istekler hayatı anlamlı ya da anlamsız kılmaz. Bu istekler yaşam standardıyla alakalı isteklerdir.
Ancak hiçbir hedefi ya da ideali olmayan hatta yaşam standardıyla alakalı hedeflerden bile uzak insanlar var bir de hayatta. Ben bu tip insanlara belki haddim değil ama gerçekten en içten duygularımla acıyorum.
Bu insanlar gerçekten hayatın manasını kavramaktan uzak insanlardır. Dini bir inanışa sahip olmak zorunda değilsinizdir ama bir şeylere inanmak ve peşinden gitmek zorundasınızdır.
Çünkü hayat, günü kurtarmak düşüncesiyle sonuna kadar yaşanıp tüketilecek kadar basit bir sermaye değildir ve asla öyle kullanılmamalı.
Dindar olmak; dini hayatın temelinde görüp yaşayışını ona göre düzenlemektir. İdeolojik düşünce sahibi olmak; inanılan düşünceyi hayata geçirmek ya da korumak için yaşamak ve hayatını ona göre düzenlemektir.
Dindar insan (hangi dinden olursa olsun) inandığı yüce bir varlık ve ideal sayesinde hayatına bir anlam yükler. Farklı ideolojik düşünceleri olan insan bu düşüncesine inanması ve onun peşinden gitmesiyle hayatına bir anlam yükler.
Bunun ötesinde düzgün bir hayat yaşayan ve yaşam standardı diye adlandırdığımız şeylere sahip olmak için çabalayan insanları da belli bir noktaya kadar anlayabilirim ve hayatlarına bir mana yükleyebilirim.
Ancak hiçbir ideali olmayan ve toplumda adeta asalak gibi yaşayan, kendini toplumun üstün gördüğü değerler(ahlak kuralları) ile ispatlayamamış ve bu sebepten kendini farklı yollarla ispatlayıp, toplumun dikkatini çekmeye çalışan insanların yaşadıkları hayatı anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum.
Yanlış anlamayın ben bütün yaşayış şekillerine saygı duyuyorum. Zira hayatı tasarruf etme hakkı hayat sahibinindir. Ben yalnızca bu insanları anlayamıyor ve yaşadıkları hayatla topluma ciddi zararlar verdiklerine inanıyorum.
Boş kalmış insan serseri mayın gibidir, nerede patlayacağı ne yapacağı bilinmez. Dolayısıyla topluma zarar verir.
Bu durum çok ciddi bir sorundur ve toplumların, insanları bu denli boş bırakması toplumların ciddi bir ayıbıdır. Sorunla alakalı topluma düşen görev bu insanları eğitmek ve onları en azından düzgün bir hayat düzeninin içine yerleştirmektir.
Bu noktada komünizmin insanlara düzenli bir hayat verme çabasının önemini ve doğruluğunu görebiliyoruz. Ancak komünizmin bu hayatı insanlara sunmak için uyguladığı yöntem şahsımca sonuna kadar yanlış ve tasvip edilemezdir.
İnsan hayatını; insani değerleri ve insanın fikirlerini yok sayarak düzenlemek sonuna kadar yanlıştır. İnsanlığın ve ülkemizin bu sorunla alakalı uygulanabilir çözümler bulabilmesi ve topluma yardımcı olabilmesi dileğiyle.
Mesut Öztürk (Kasva)'ün Diğer Yazıları İçin TIKLAYIN...
Boş Hayatlar - Mesut Öztürk (Kasva)
YouTube'ye Kesin Giriş: " YouTube Jucker "
Aylardır kapalı olan YouTube'ye girmek artık çok basit. Kitleler.com olarak tavsiye edeceğimiz bu küçük ve tamamen ücretsiz olan yazılım ile hiçbir proxy sitesine uğramadan yada hiçbir proxy yazılımı kullanmadan YouTube'a girebileceksiniz...
Program yani YouTube Jucker, Windows klasörünüz içerisindeki "Hosts" dosyasına, YouTube IP adresleri otomatik olarak ekleniyor ve YouTube'a başka hiçbir işlem yapmadan normal bir internet sitesi açar gibi girebiliyorsunuz.
Hatırlatma: Bu yama hiçbir zararlı yazılım içermemekte ve YouTube'a girmek için sürekli kullanılmasına gerek olmayan bir yazılımdır.
İndirdiğiniz exe uzantılı dosyayı bilgisayarınıza kurun ve sonra YouTube'un keyfini çıkartın:
>>YouTube Jucker'i indirmek için TIKLAYIN<<
[YouTube Jucker Download]...
Programın tanıtım sayfası için Tıklayın...
Kitleler.com - Muhammet Mazhar Demir - Tamİndir.com
Grup 84 (Seksendört) - K.G.B [MP3 Klip + Söz]
Grup 84 - K.G.B(MP3 - Klip):
Grup 84 - K.G.B(Şarkı Sözü):
Kimseler görmesin kimseler bilmesin
Benimle yaşasın ölsün bu sevda
Hiç bir şey yapmadan öylece izledin beni alay eder gibi
Ah zamana bıraktın çünkü biz hep yarım kaldık bir masal gibi
Of olmuyor bir türlü başlamıyor sen olamazsan şu kalbim
Kimseye boyun eğmiyor beğenmiyor
Kimseler görmesin kimseler bilmesin benimle yaşasın ölsün bu sevda
Durdurak bilmeden yaşlarım dinmeden benimle yaşasın ölsün bu sevda
Koşulsuz sevmedin tutarsız dinledin beni bir çocuk gibi
Ah uzaktan yön verip tenimden sakındın beni yabancı gibi
Af olmuyor bir türlü başlamıyor sen olamazsan şu kalbim
Kimseye boyun eğmiyor beğenmiyor
Kimseler görmesin kimseler bilmesin benimle yaşasın ölsün bu sevda
Durdurak bilmeden yaşlarım dinmeden benimle yaşasın ölsün bu sevda
Grupta Aşk - Talha Koç (Albatros)
Günün üstünü silkmek,
Kalan zamanı tepmek,
Alevlerini söndürmek üzere
Gökyüzü utangaç, yüzü kıpkırmızı
Bulutlar şaşkın renginde; kurşuni
Denizde mavimtırak bir tebessüm
Martılarda şımarık çocuk edası
Rüzgârın çenesi düşük, ıslıklı
Dalgalarda hoş bir tecessüm
Sabırsız Ay sahneye atlamakta,
Seyircilerden utanıp kızıllaşmakta
Meltem perde arkasında saklanmakta
Yıldızlarsa gösteri sırasını beklemekte...
Sabahtan filizlenen Mecnun,
Aşkını beklemekten yorgun
Geceyi doğuran gündüz yolcu
Hamile gecede büyük sancı
Gökyüzü emektar bir hancı
Ay, sene, asır hepsi yalancı
Kendine has ağır ağır geliyor gece
Âşık bir delikanlı edası var üzerinde
Parmaklarında yıldızlar, kollarında Ay
Denizdeyse aşk depremine hazır fay
Talha KOÇ (ALBATROS)'un Diğer Yayınları İçin TIKLAYIN...
Karanlık Ellerin Gölgesinde - Talha Koç
Gündem kazanının fokurdama sesleri kulaklarımıza geliyor yine; yargının bağımsızlığı konusu dillerde dolaşmaya, düşünceleri işgal etmeye başladı.
Cumhurbaşkanının yargılanması konusu Türkiye’nin gündemini alt üst etmiş durumda. Devletin en sağlam otoritesine yapılan bu yargılama girişimi, sadece ülkemizin gündemini değil Dünya’nın gündemini de hafiften hafife sarstı.
Senelerdir kronik olarak önümüze getirilen bu bayatlamış malzemelerden biri yine gündemimizde. Yargının içerisindeki karanlık eller, adeta kuyruklarına basılmışçasına faaliyete geçmeye başladı...
İlk olarak iktidardaki partinin kapatılmasını isteyerek, kaos ortamı oluşturulmaya çalışıldı. Ardından şimdiki gündemimizi meşgul eden; Cumhurbaşkanı’nın yargılanması…
Ergenekon davası başladığı günden beri belli bir kesimin sesi hiç kesilmiyor.
Atatürk ilkelerini, kendirlince bir lastik gibi oradan oraya çekiştirip, kendilerine pay çıkarmaya çalışıyorlar...
“Vatan millet Sakarya!” diyerek Cumhuriyet Mitingleri düzenlendi ve insanlar bu mitinglere toplanmaya başlandı. Düzenlenen ilk mitinglere katılım oldukça fazlaydı; çünkü katılan insanların büyük bir çoğunluğu oraya saf ve temiz duygularla oraya gelmişlerdi.
Katılanların büyük bir bölümü, çarpıtılmaya çalışılmış Atatürk ilkelerinin, Ergenekonculara maske olarak geçirilmeye çalışılacağından haberdar değildi.
O mitinglere saf ve temiz duygularla bulunan insanlar kullanıldı. Bu tip insanlar kullanıldıklarının farkına kısa bir sonra vardılar ki; son yapılan mitinge katılmadılar.
Bu mitinglerin işlediği konu ile asıl amacı nedense hiç örtüşmüyor. Bu tip mitinglere katılan konuşmacılar elleriyle Türk bayrağı sallayarak, dilleriyle Cumhuriyet ve huzur aleyhtarı olanları savunuyor ve onları övüyorlar. Ne kadar absürt!
Kendilerini (güya) asil olarak tanımlayan bu burjuva sınıfı, kendi zümreleri dışındaki halkı “bidon kafalılar, göbeğini kaşıyan adamlar” olarak nitelendirmekten hiç ama hiç çekinmiyorlar.
Bencillik yağmurunda ıslanıp, kendilerini halk güneşinde kurutmaya çalışıyorlar. Ama nafile...
Sözüm burjuva sınıfındaki, cehalet abidelerine:
Kafaları bidon gören körler,
Aynalarda büyük variller görürler.
Göbekleri kaşıtan cahil madamlar,
Kokan işkembeleri için ne önerirler?
Karanlık ellerin üzerimizde yaptığı oyunlar sadece bunlarla sınırlı değil tabi ki. Ama ben bu entrikaları sizlere aktarmaya kalksam, ne benim yazmaya ömrüm yeter ne de sizin okumaya ömrünüz yeter...
TALHA KOÇ (ALBATROS)'un Diğer Yayınları İçin TIKLAYIN...
Bedelli İstiyos, Para Biriktiriyos, Adiyoss :D
"Bedelli bekliyos, yemiyos, içmiyos adiyos...
Bedelli istiyos para biriktiriyos..."
sloganı kullanılan komik klip:
Ateşten Gömlek - Sagopa Kajmer (2009 Klibi)
Sagopa Kajmer - Ateşten Gömlek (Söz)
Benim bir sırrım var açıklanmayacak kadar sır
Bundan çıkar hır
Patlamalar vuku bulur, dert kahır.
Sırdan geçer dilim olsa hali der diken.
Bilmez bilen râdaan olur ben ve diken.
Ya söylersen kim anlar? Söylemezsen bağlar gamlardan ağlar. Bu yıpranışla dağılır bütün.
Doymaz SaGo yakar tütün.
İçindeyim oyunun büsbütün.
Hayatıma musallat oldu şöhret, ün.
Karıştı yarınım, bitti dün. Tedirgin bugün
Topla, çıkar nedir sonuç? Her kıyasla bilime değer.
Bıçağa ait keskin uç. Kimdir suçlu, kimde suç?
Öylesine kibirli ki biber yakmadan bırakmaz rahat.
Yarası ağır dilimin bulamıyorum kapatacak bant!
Üzerime gelin bakın dinamit bağlı gövdeme.
Yaklaşanı uçurum uçurtma misali pimden iplerle.
Fesatlar kapıma vardılar ellerinde güllerle.
İşlerine gelmediğinde saldırdılar aynı güllerin dikenleriyle! Vurdular siyah güllelerle
Nakarat x2
Giy ateşten gömlekleri bir bir yansın üzerin!
Ve dahi kır topraktan çömlekleri zaten tedirgin halim (Ve dahi)
Bir benim bir bendim ve bir kendim ortadayım
Bitmez derdim bu hal beni yer bitirir bildim
Aklıma gelen başıma geldi.
Başım yarıldı, aşım soğudu, yine iştahsızlık elinde oyuncak etti açlığımı.
Artık kartopu oynamak istemiyorum ellerim dondu.
Türlü saklambaç oyunlarından gözlerim yoruldu.
Nerdesiniz güven abideleri (he) cesaret haylazları? Gösterin bana altmışikiden tavşan yapan hokkabazları. Belirleyin karşımda durabilecek tüm küfürbazları.
Demirden mızraplarla kırdım sazları.
Deştim böğrümden kıyamadığım hazları. Verin bana yazları İlahi merhamet sarayı; Ya Hannan! Sensin Rana, sensin Mana, sensin Rahman, sensin Canan!
Ruhum işgalden kurtulmaz, vatan infilak eder alev ateş volkan, hislerim kırık var. Püskürüyor üzerime lav! Kıvılcım korlar! Elimdeki bir avuç dolusu su ile sönmez bu yangınlar.
Ben bir sırra sahibim, hayat uykusuna yatmış.
Ben çok dosta sahiptim, güvensizlik içine batmış.
Şahit oldum birileri mutluluğu parayla kapmış!..
Nakarat x2
Giy ateşten gömlekleri bir bir yansın üzerin!
Ve dahi kır topraktan çömlekleri zaten tedirgin halim (Ve dahi)
Bir benimdir bendim ve bir kendim ortadayım
Bitmez derdim bu hal beni yer bitirir bildim
ateşten gömlekler,
topraktan çömlekler,
ne maymundan geldin,
ne de seni getirdi leylekler,
sagoya kulak ver...!!!
(sagoya kulak ver) x2
iki sıfır sıfır sekiz
elveda eder
veda eder...
(sagoya kulak ver) x2
Facebook'ta Anlamsız Şekli Ortaya Çıkarmak
Facebook hesabına giriş yaptınız. Anasayfadasınız. Yön tuşlar ile:
2 kere YUKARI tuşuna - 2 kere AŞAĞI tuşuna
SOL tuşuna - SAĞ tuşuna
Tekrar; SOL - SAĞ :)
Önce "B" harfine, sonra "A" harfine bastıktan sonra
Son olarak ENTER'e basın ve bekleyin.
Fare ile sayfayı kaydırınca, anlamsız şekiller bütünüyleen sonunda karşılaşacaksınız...
[Anlattığım yöntem işe yarıyorsa, beni doğrulama adına yorumunuzu eksik etmeyin. Selametle...]
Cem Yılmaz - Yoga ( Komedi Video )
Cem Yılmaz, "Yoga Aldatmacasıyla" bakın nasıl dalga geçmiş. İşte Cem Yılmaz'dan gerçekleri gülümseterek anlatma sanatı:
Sevilmek İçin Sevmek Gerekmiş ! - Kasva
Gerçek sevgiler, gerçek mutlulukların peşindeyim artık. Yıllardır aradığım ama bir türlü bulamadığım gerçek mutluluğun...
Gözlerinin içi gülen bir insanın sevgi dolu bakışlarının anlamını bilmeyenlerden bir beklentim yok. Zira beklenti hakkı olan ben değil onlar. Sevgi dolu bir bakışın hayatta nelere bedel olduğunu anlatacak birisi gerek onlara.
Bu güzelliğin ne olduğunu bilemeyen onun peşinde koşmaz. Anlatmalıyım; anlatmalıyız, boş gözlerle; gülüşleri izleyenlere güzelliğin ne olduğunu. Bu da bizim payemiz bu hayatta, öyle olmalı.
Bilmenin en büyük mesuliyeti anlatmaktır. Duyduk, işittik, itaat ettik ve sıra anlatmaya geldi. Bir söz yankılanır kulağımda. Güzel insanlar güzel atlara binip güzel diyarlara yol aldılar...
Oysa güzel insanlara düşen bataklıkları gül bahçesine çevirmek için çabalamak olmalı. Söyle olmalı aslı bence; Güzel insanlar, güzel atlara binip, toza çamura bulaşmak pahasına yağmur olmaya gittiler kurak diyarlara.
Beklemiyorum, peşinde değilim artık beklentisiz sevilmenin. Artık beklentisiz sevmeye karar verdim benim gibi beklentisiz sevilmeyi bekleyen insanları. Anladım ki insanlar hep aynı bazı konularda...
Sevilmeyi sevmeyeniniz var mı Allah aşkına! Bundan böyle ben seveceğim herkesi. Sevgiye muhtaç sinemi bir kenara atıp sevgiye muhtaç sineleri seveceğim ve bir O’ndan bekleyeceğim karşılıksız sevgiyi.
Mutlu olmak için mutlu etmek gerekmiş geç olmadan anladım çok şükür. Gülmek için güldürmek; sevilmek için sevmek; mutlu olmak için mutlu etmek gerekmiş meğer. Geç olmadan anladım çok şükür...
Mesut Öztürk'ün Diğer Yazıları İçin TIKLAYIN...
" Geçmişe Özlem... " - Mustafa Orhan Kaya
Küçüklüğüm, büyümek istemiyorum dememe neden olmuştur hep. İstemiyorum gerçektende büyümek. Her günün isyanı var sanki içimde. Bu sabah bu isyanım daha da büyüdü.
Neden mi? Çünkü sabah kalktım yüzümü yıkadım bir yudum su içtim ve midem o kireçli suyla birden bulanmaya başladı. O anda aklıma köyde sabah kalktığımda içtiğim ve taptaze olan su geldi.
Sonra camı açıp odayı havalandıracaktım birden camı araladığımda içeriye kömür kokusu yayıldı. Gene aklıma köy geldi. Köyde evimizin dışında bir çeşmemiz vardı ve yüzümü yıkamak için oraya gittiğimde tertemiz bir hava dolardı içime.
Karşıma ilk akrabaların yeşillik bahçeleri çıkardı dışarı çıktığımda. Şimdi camı açıyorum ilk karşıma çıkan aramızda bir metre mesafe bulunan komşunun evinin duvarları.
Camı açıp içeri giriyorum. Kahvaltı hazırlıyorum kendime evde kimse yok herkes bir işe gitmiş. Halbuki küçükken annem ilk önce kalkar, ateşi yakar, kahvaltıyı hazırlar, bizi kaldırır ve kahvaltıya hep beraber ailenin bütün bireyleriyle otururduk.
Buna özlem duyulmaz da daha neye özlem duyulur bir insanın kalbinde... Kahvaltı hazırlıyorum dolabı açtım, içindeki yumurtayı görünce aklıma ilk gelen köydeki tavuklarımız oldu...
Küçükken köyde tavuklarımız vardı. Ben sabahları annem tavukların yumurtasını almaya giderken arada erken kalkardım ve gidip ondan önce yumurtaları alırdım. Bu benim için büyük bir zevkti...
O yumurtaları elime aldığımda sıcacık olurlardı. Hele yerken tatları taze yumurta nasıl olur buradaki dükkandan taze diye aldığımız yumurtalara adeta ders verir nitelikteydi. Yumurtanın yanında domates yemek istiyorum.
Kışın ortasında dolaptan domates alıyorum. Bu sanki çölde su bulmak gibi bir şey geliyor bana. Küçükken yumurta evin en özel kahvaltısıydı. Yanında kışın ortasında domates değil, yazın annemin mevsiminde doğal hazırladıkları turşu, tuzlu, merulcan vb kavurmalar vardı.
Kışın ortasında bunlar en güzel domatesti bizim için. Sonra yanında da bildiğimiz sıradan kahvaltılar bulunurdu ama sıradan dediğimiz reçelin mesela çilek reçelinin sadece reçeli olmazdı burada pazardan aldıklarımız gibi.
İçinde çileğin mevsiminde toplanmış ve en doğal haliyle hazırlanmış kendisi dururdu. Annemde içine yaparken bolca koyardı ki çilekleri hepimiz her kahvaltıda yiyebilelim. Kahvaltılık yağ alıyoruz burada kahvaltının yanında.
Köyde annem yayığı yaydığında kahvaltıda yiyeceğimiz yağı tuzlamaz özel olarak ayırırdı bir köşeye. Onun tadı buradaki en kral yağdan daha lezzetli gelirdi bize. Beyaz peynir mi istiyorduk eskiden.
Şimdi hangi sofrada beyaz peynir yok. Köyde her sabah çökelek yerdik. Ama buradaki gibi beyaz peynirin içine atılan süt tozu, maya yok sade doğal taptaze bir çökelek.
Zeytinimiz var masamızda yıkamak için suya koyduğumuzda siyah boya akan zeytin. Küçükken babam bir zeytin alırdı şimdiki gibi iri değil ama şimdiki gibi tatsız da değil. Yıkandığında egenin tozu toprağı çıkardı suyla siyah boyaları değil.
Özlüyorum bunları bu sabah her şeye olan özlemim artı bu köhne kasaba yerleşmelerinde. Yediğim, içtiğim, yaşadığım toprakları da özlemiyorum sadece çocukluğumu.
Yaşadığım topraklarda bozuldu bu köhne yaşamla birlikte. Tek bozulmayan küçüklüğüm kaldı. Düşündükçe anlıyorum ki insan yaşadığını arıyor yaşatan yerleri değil.
Çünkü yaşadığım yerlerde ne tavuklarımız, ne güzelim zeytinlerimiz, çökeleklerimiz, tereyağlarımız, turşularımız, ne de güzelim tertemiz doğamız kaldı. Keşke diyorum bir günlüğüm olsa o zamanlara ait, bir not tutmuş olsam küçüklüğümden.
Ama şimdi hiçbir şey yok aklımda yarım yamalak kalmış birkaç güzel şeyden başka. Hayatımın en güzel günlerini bir not edememişim bu okumaya yazma bilgimle. Demek ki okumak yazmakta o zamanlar eksik olan tarafımmış...
Saygı ve sevgilerimle esen kalın…
MUSTAFA ORHAN KAYA ( Diğer Yazıları İçin TIKLAYIN...)

