Hırçın ve yaramaz aynı zamanda alabildiğine asi ve kabulleri yok sayan kafalardaki yıkılmaz tabulara hayret eden Molla Gürani’nin hep beklediği, Akşemseddin’in hep peşinden gittiği kabına sığmaz deli dolu ve sır deryası...
O kadar hırçın ve yaramaz ki otoriteleri kabul, ona çok güç gelirdi hep. O kadar uçuk düşünceleri var ki gemileri karadan yürütecek kadar. Derse geç kalıp Gürani’den sopayı yiyince, Molla Gürani’nin sopasını alın kıran ve:
Ve Şehr-i İstanbul… Gecelerindeki rüyası, sabahlarındaki kahvaltısı, gece sarılıp uyumadığı battaniyesi, yorgunluğu, dinçliği, varlığı ve yokluğu…
Akşemseddin alıp oturtmuştu karşısına bir gün ve karanlıkları yara yara güneşlere koşan bir sesle:
"Bismillahirrahmanirrahim
Letüftahanne'l Kostantiniyyetü Veleni'mel Emiru Emiruha Veleni'mel Ceyşu Zalikel Ceyş..."demişti ona...
Mehmet bu sesin ve sözün sersemliğindeyken devamını getirmişti tüm aklığında:
O andan sonra artık o; mevcudiyetinin sebebini, “İstanbul Fatihi” unvanına nail hükümdar, ulu muştunun sahibi komutan olmak olarak bildi.
Sırlarla dolu açılması namümkün kapalı bir kutuydu. O fikirlerini sadece kitap ve sünnete soruyor aklığında kaybolduğu hocası Akşemseddin’den bile saklıyor:
Ve bana gelince; bu büyük insanın tam bir hayranı… Onu çok seven ve kendince en samimi duygularla yolunda olmaya, izinden gitmeye gayret gösteren bir insanım...
İlk aldığım cevap, çocukluğumda, peygamber müjdesine nail komutan oluşuydu; sonra kararlılığı oldu, daha sonra ne kadar dolu bir insan oluşu.
Evet, fevri davranıyordu.Mesela; atını denize sürmek gibi, ya da ne bileyim atını yanında mahiyeti olmadan hesapsızca deli dolu sürmek gibi karanlıklara...
Ama bir başkalık var onun fevriliklerinde hepsi bir idealle hemhal olmuştu. Evet idealistti…
"Nasıl, nereden, ne şekilde." diyordu hep. Kostantiniyye topraklarını inceliyordu, kalın surlarını, yorgun halkını Bizans’ın ve dinç insanını Osmanlı’nın...
Tüm insanlardan başka birkaç insan vardır ya hepimizin hayatında.Benim için işte onlardan biri O. Allah sevgisine nail etsin...
Bana gelince; ben hala kendimi inceliyorum. Bulursam bir yerlerde kendimi, O'nun gibi, peşinden koşacak yüce bir muştu...
Belki emeklemeye başlarım kutlu ideallerin çevrelediği dikenli yollarda, belli mi olur.
Selam İle… Kasva
"Fatih-i Konstantiniyye" - Kasva
Ancak ağabeyi Alahittin’in ancak ardından gelebilen bir padişah adaycığı.
“ Sen bunları ağabeyime anlat padişah olacak olan o.” diyen hırçın çocuk…
Molla Gürani’den bir tokat olarak alır bu tavrının karşılığını ve iki cümle:
“ Ağabeyin öldü… Artık teksin, yol senin…!”.
Ve o cümlenin hemen ardından kamil ve vakar bir şehzade, hırçınlığı gözü karalığa tebdil etmiş, zehir gibi işleyen kafası, kabulleri yok sayan zihni ve elbette cesur yüreğiyle artık, zamanı ,çağlayarak akan sular misali, boynundan yakalayacak ve en zorlu setleri yıkarak akışını değiştirecek, tarihe mal olmuş Büyük Hünkar…
İstanbul mu O, O mu İstanbul acep…? Bir yaman soru ki cevabı bilinmez… İki arkadaş olmuşlar ki biri diğerinin kapısına gidip çaldığında diğeri, " Kim o ?” diye soracak olsa alacağı cevap ihtimal “Senim” olurdu. Geçmişti serden, anadan, yardan ve okuyoruz destanını ezberden…
"Bu Peygamberimiz, Efendimiz Muhammed Mustafa’nın ulu muştusudur; unutulmaya…” ve bu sözü tekrarı elliyi buldu Ak Hoca’nın… Sonra:
"Kostantiniyye, yüzde yüz fetholunacaktır. O fethin emiri ne kutsal bir emir, o fethi gerçekleştirecek olan asker ne kutsal askerdir!” diyerek Türkçesi’ni söyledi hadisin.
O andan sonra artık Mehmet’in tüm varlığıyla, ruh ve beden olarak yöneldiği tek bir hedef vardı; yaydan çıkmış oklar misali gideceği tek mevzi, tek varış noktası vardı.
"Düşündüklerimi sakalımın teli bilse koparır atarım.” diyordu. Öyle çalışıyordu öyle hareket ediyordu ki yapacağı hamleyi gerçekleştirmeden bir bilenin olması ya da tahmin etmesi doğrusu pek güçtü.
Eğer hayatımda "İdolüm" diye birini örnek almışlığım söz konusu ise, o idolün adı mutlaka, Fatih Sultan Mehmet’tir. Nesini seviyorum, nesini beğendim diye çok sordum kendime.
Bir muştunun esiriydi. Bir hoş sedanın, asırlar öncesinden kopup gelen… Ben ömrümü beyhude tüketirken o daha bu yaşlarda yüce muştunun sahibi büyük komutan olmak hayalleriyle yatıp kalkıyordu.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 Yoruma Sahip:
İnceliklerinden faydalanmamıza ve belkide öteden beri o saklı incelikleri anlayamadığımız için sıkıcı bir 'ders' olarak nitelendirdiğimiz tarihi, hayatın kendisi olarak adlandırmamıza sebep olan yazılarınızın devamını bekliyoruz... etmiş olduğunuz temennilerin hayırlara vesile olması dileğiyle...
Yazınız ve düşünceleriniz tam oturmuş.Tebrik ederim. Allah gönlünüze göre versin
Yorum Gönder
Yorum Nasıl Yapılır?
* Boş alana yorumunuzu yazdıktan sonra "Profil seç!" kısmından "Ad /URL" seçeneğini seçiniz. Adınızı yazdıktan sonra, URL kısmına varsa sitenizi yazınız. Ve "Yorum Gönder" butonuna basıp bekleyiniz...
NOT: "Gönder" butonuna bastıktan sonra sayfa yenilenecektir.Sayfayı kaydırıp yorumunuzun yayınlanıp yayınlanmadığına bakınız.