Yazarlarımızdan Talha Koç, Selami Gün'ün "Kısa zaman dilimler..." adlı yazısını mutlaka yayınlamamız gerektiğini; müthiş bir yazı olduğunu söyledi.Okuyalım:
İnsanların zamanı değerlendirme hususunda ziyanda olduklarını belirten âyet-i kerîmeyi okuduktan sonra, ömrümüzde belli bir yer işgal eden, küçük olan fakat toplandığında büyük şeyler ifade eden ‘zaman kırıntıları’nı daha şuurlu bir şekilde değerlendirme kararı aldım.
İnsanı ve hayatı zamandan âzâde düşünmek mümkün değil. Böyle olmasına rağmen, en çok israf ettiğimiz, harcarken kıymetini bilmediğimiz en değerli şey de zamandır.
Bol keseden harcadığımız, son kapıya dayandığında ‘eyvah’ deyip aradığımız bu küçük zaman dilimlerini birkaç tabloyla hayal hânelerimizde canlandıralım ve küçük bir muhasebe yapalım:
BİRİNCİ TABLO: Bir otobüs durağı... Adam, kadın, çocuk, talebe, yaşlı, genç… Kimi oturuyor, kimi ayakta. Geciken otobüs bekleniyor. Burada bekleyenlere her ne kadar sıkıcı gelse de, zaman bir yandan aynı sakinliğiyle akıp gidiyor.
Beş, on, on beş dakika, belki daha fazlası. Küçük zannedilen bu beklemeler, biriktikçe birikiyor. Otobüsteki manzaranın duraktakinden farkı yok.
Yarım saatlik yolculuk… Her gün gidip geldiğimiz caddeleri bir defa daha seyretmekten, her gün gördüğümüz vitrinlere yeniden bakmaktan başka ne yapıyoruz ki! Oysa yolda geçirdiği zamanlarda başka dilleri öğrenen, onlarca kitap okuyan, tezler hazırlayan insanlardan birkaç hikâyecik hepimiz dinlemişizdir.
Meselâ Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’ne giderken, yanında üç katır yükü kitap götürdüğü rivayet edilir. Dr. Burney, müzik dersi vermek için bir talebesinin evine atla giderken, yolda geçen zamanlarda, Fransızca ve İtalyancayı öğrenmiş.
Biz de bu insanlar gibi, küçük zaman dilimlerini bereketlendirebiliriz. İmam-ı Mâlik Hazretleri’nin zamanı dolu dolu yaşama hususundaki hassasiyeti ise, bu konudaki anlayışımızın nasıl olması gerektiğini özetler mahiyettedir.
Onun, tuvalette geçen zamanına acıdığı için, üç günde bir def-i hacet edecek şekilde az yediği ve,“Yeme, içme ve uyku ihtiyacı olmasaydı da, bütün zamanımızı ilimle ibadetle geçirseydik.” dediği rivayet edilmektedir.
İKİNCİ TABLO: Millet olarak çay muhabbetlerini çok severiz. Önce bardakların sesi yükselir mutfaktan, akabinde çay kaşıklarının metalik sedası…
Sonra çayın o güzelim kokusu gelir. Ardından da kendisi teşrif eder. Bağdaş kurarız etrafına. Sonra arkadaşları gelir; bisküvi, çerez ve diğerleri. On beş yirmi dakikalığına oturduğumuz bu meclis, uzadıkça uzar.
Oysa en pahalı sermayenin böyle ucuza tüketilmemesi gerekirdi. Zaman; yerine konması, geri döndürülmesi, yenilenmesi, depolanması, satın alınması mümkün olmayan bir nimettir.
Atılacak her adım, yapılacak her iş, söylenecek her söz, çalınacak her kapı, gönlüne girilecek her fert ve kutlu mesajımızı ulaştıracak her sine için zamana ihtiyaç vardı, biz onu genellikle böyle ahbap muhabbetlerinde yitirdik.
ÜÇÜNCÜ TABLO: Bir e-posta göndermek maksadıyla oturdu bilgisayarın başına. Bir de gazetelere bakmak geçti içinden, birkaç haber sitesine takıldı, ardından alışveriş siteleri…
Kafasını kaldırdığında hesapta olmayan üç saat eksilmişti ömür sayfasından. Hâlbuki on dakikada işini halledip ayrılacaktı modern girdabın başından. Ama daha geçenlerde Ebû Yusuf’un kulaklara küpe olacak son anlarını okumuş, hayatının hiçbir dakikasında, boşluğa yer vermeyeceğine dâir kendine söz vermişti.
Ebû Yusuf, vefatı ânında kendinden geçmişti. Bir ara gözlerini açar ve başında durana ilmî bir meseleyi sorar. O da:
“Şimdi mesele halletmenin zamanı değil, biraz istirahat eyle.” deyince, Ebû Yusuf şu cevabı verir:
“Keşke ilimle meşgulken gelse, bana gelecek olan. Ben de öylesine bir meşguliyet içindeyken gitsem öbür tarafa.”
DÖRDÜNCÜ TABLO: Bir hastanede bulunuyorsunuz, herkes servislerin önünde beklemekte. Yer bulanlar oturmuş; ama kalabalığın ekserisi ayakta. Herkesin yüzünde ıstıraplı bir ciddiyet...
Hastaların birçoğu suskun, konuşanlar ise kimseyi rahatsız etmek istemiyor. Bakışlar, aynı yöne, aynı kapılara çevrilmiş. Etrafta bu zaman dilimini değerlendiren, bir işle uğraşan, vaktini değerlendirme kaygısında olan yok gibi.
Hepimiz için birbiri arkasından koşan akrep ve yelkovan ise, diğer köşede işlemekte. Biraz daha dikkatli davranarak bu bekleme zamanlarını kâra çevirebilirdik oysa.
Küçük bir çantanın içinde pekâlâ kitap bulundurulabilir, o günün gazetesini yanımıza alabilirdik. Küçük bir Cevşen’le zamanımızı bereketlendirebilir, taşınması kolay bir mp3’le güzel şeyler dinleyebilirdik. Ama alışkanlıklarımız yine bizi terk etmedi.
BEŞİNCİ TABLO: Uykuyu çok sever arkadaşım. Saat on bir dedi mi, göz kapakları düşmeye başlar. Kendini güç bela atıverir yatağa. Kimse kaldırmasa, saat dokuz, ona kadar çıt çıkmaz ondan.
Neden sonra, sıcacık yorganının altından kafasını çıkarır. Bu uykuzedenin belki de yarı ömrü uykuda geçmiştir. Evet, ihtiyacımız olana kimsenin sözü yok; lâkin uzadıkça uzayan bu karanlık özlemine, ömrümüzün en verimli saatlerinin kapalı gözlerle geçmesine ne demeli?
İnsanı tembelliğe ve uyuşukluğa yuvarlayan uzun uyku saatlerini nasıl telâfi etmeli? Evet, dünyadan ve ömür sermayemizden harcadığımız bu kıymetli dakikalarda kim bilir neler üretebilir, daha ne hayırlı işlerin peşinde koşabilirdik.
ALTINCI TABLO: Bugün canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Elimi kaldırmaya mecalim yok, şuradan şuraya hareket edemem. İçimden bir ses;
“Bugün rahat et, hele azıcık yat, keyfine bak, biraz daha dinlen!” diye beni tahrik ediyor.
“İnsan bu nefsi çağrılara uyup biraz uyusa ve dinlenme vaktini uzatıp dursa da, o fısıltıların ardı arkası kesilmez. Tembellik, biraz daha rahat etme duygusunu tetikler ve bütün bütün uyuşukluğa sebep olur. Dolayısıyla, ilk fısıltı ânında iradenin hakkını verip, doğrulmalı. Yataktan uzaklaşmak tepeyi aşmak gibidir; o tepeyi aşan kişi, işin gerisini de yavaş yavaş getirir.”
Günümüzü tanzim ederken zamanımızı bazı kısımlara ayırmakta fayda vardır. Müminin miracı olan namazın günde beş vakte yayılmasının mühim bir hikmeti de bu yeknesaklığı yok etmektir.
Çünkü insan günün her saatinde aynı performans ve aksiyonu gösteremez. Günün bazı dilimlerinde vücut direncimiz azalır, hareketlerimiz yavaşlar. İşte basit işlerimizi böyle dilimlerde yapmalı, zinde olduğumuz saatlere ise, dikkat gerektiren işleri koymalıyız. Böylece zamanı daha bereketli kullanmış oluruz.
“Mümin çalışırken de dinlenirken de hareketi hayatına esas yapmalıdır. Mesaisini çok iyi tanzim etmeli ve hayatında boşluğa hiç yer vermemelidir. Beşerî bir ihtiyaç olarak elbet o da dinlenecektir; ama zarurî uyku hâricinde onun dinlenmesi de yine aktif dinlenme şeklinde gerçekleşmelidir ve onun istirahatı, bir işi bitirdiğinde hemen başka bir işe başlamayı tavsiye eden âyette olduğu gibi, bir işten başka bir işe intikal şeklinde olmalıdır.”
YEDİNCİ TABLO: Bu akşam yapacağınız işler epeyce fazla, birkaç gündür işleriniz birikmiş. Aşkla şevkle oturdunuz masanın başına, bu arzuyla bütün işleri bitiririm, diye düşünüyorsunuz. Biraz çalışmıştınız ki, kapı çalındı.
Sağ olsun akrabalarınız ziyaretinize gelmiş. Çaylar demlensin, çerezler hazırlansın ve bir muhabbettir uzayıp gitsin. Vakit gece yarılarını bulsun. Olan, masanızın üstündeki işlere olsun.
“Misafirliğin faziletli olanı kısa tutulanıdır.” sözünde hikmet var; fakat birçoğumuz bu hikmeti dünya hayatında kullanmayı düşünmüyoruz anlaşılan.
“Peygamberimizin (sas) uygulamalarına baktığımızda ziyaretlerinin belli bir sınırının olduğunu görürüz. Zamanı değerlendirmede temel prensip ‘dakiklik’ olmalıdır.”
SEKİZİNCİ TABLO: Alo… Feridun, sen misin kardeşim? Nerelerdesin? Özlettin kendini, hiç arayıp sormuyorsun. Efendim, efendim! Ben mi? Yahu sorma…
Yirmi birinci yüzyıl insanını meşgul eden, zaman kalesinde birkaç gedik daha açıp, en değerli kaynağımızı talan eden zamane tuzaklarından biri de telefondur. Telefon görüşmelerimize günde kaç dakika, kaç saat ayırıyoruz?
Lüzumsuz telefon trafikleriyle zaman kurdu, sermayemizden ne kadar daha kemiriyor? Efendimiz (sas), insanları sıhhat ve zaman konusunda uyarıyor.
DOKUZUNCU TABLO: Nizam ve intizam duygusu gelişmemiş, değdiği şeyi yıkan, aldığını yerine bırakmayan kişiler çevremizde az değil.
Bu insanların dağıttığını toplaması, aldığını vermesi, unuttuğunu bulması, kirlettiğini temizlemesi, yıktığını yapması gerekir. Böylece iki kat zamanla hayat azığını ne de acele tüketiyor, zamanı birkaç yudumda içmek için, iki kat mesai harcıyor.
ONUNCU TABLO: Modern dünyanın vazgeçilmezlerinden biridir toplantılar. Ne kadar gönülsüz olsanız da, katılmak mecburiyetindesinizdir. Toplantıyı idare eden kişi, aynı şeyi üç beş defa tekrar etsin, uzun uzun nutuklar çeksin, kendinden geçsin.
Sonra, sudan meseleler için tekrar tekrar bir araya gelinsin(!) Kimi bir araya gelmelerde incir çekirdeğini doldurmayan meseleler ele alınsın.
Böylece bu güzelim ömür dilimleri daha veda etmeye fırsat bulamadan, uçup gitsin semalarımızdan. İsraf haram değil miydi? Verimi olmayan, hazırlıksız ve sırf gösteriş için yaptığımız veya yapmak mecburiyetinde kaldığımız bu toplantılarla zamanı israf etmedik mi?
ON BİRİNCİ TABLO: Üç beş maddelik bir listeyle girmiştim markete; ama bir bak hâlime. Neler yok ki bu devasa alışveriş merkezinde.
Raflara bakınca gözüm döndü, elimdeki listeyi unuttum. Ayaklarım beni nereye götürdüyse, o tarafa meylettim. Şunu almak yoktu aklımda, bunda indirim vardı, şu elbiseler burada çok ucuz…
Onlar mı? Onları kampanya olduğu için aldım, gelmişken çocukları da memnun edeyim dedim; işte bunlar da onlar için. Teknoloji bölümü aklımı başımdan aldı; ne güzel şeyler icat ediyor şu insanoğlu?
Hesapta olmayan birkaç saatim kayboldu; ama ne edelim. Ayda birkaç kere böyle stres atmak gerekmez mi? Zamanı hesapsızca harcama duygusu, tedavisiz bir hastalık gibidir. Alışkanlıklarımızı değiştirebilir, harcadığımız parayı yeniden kazanabiliriz; fakat zamanı kullanmayı öğrensek de, geçmişi geri getirmenin, harcadığımız zamanı yeniden kazanmanın imkânı yoktur.
SON TABLO: Nasıl oldu, nereden geldi de oturdu böbürlenerek salonun başköşesine. Önce siyah beyaz olarak tanıttı kendini, sonra diğer renkleri de ortak etti oyununa. Önceleri akşamdan akşama toplandı ev ahalisi başına.
Evin hanımı kısa zamanda tutkuyla bağlandı ona; gününün büyük bir kısmını karşısında geçirdi. Arkası yarınlar, kadın programları, yemek programları derken uzayıp gitti televizyon muhabbeti. Sonra evin beyi esir oldu bu kutuya, ardından çocuklar…
‘Kumanda’ denen âlete bir dokunuşla etrafa bin bir renk, desen ve şekli pervasızca saçıp savuran bu kutu, insanlarımızı, aile fertlerimizi âdeta büyüledi. İnsanımızın düşünme, fikretme melekesini elinden aldı, hissiyatını dumura uğrattı.
Bu girdabın başında saatlerce, gözler aynı noktaya takıldı. İnsanlar üretemez, düşünemez hâle geldi. Ve en önemlisi ‘zaman’ denen paha biçilmez kaynak ataletle tüketildi. Ve birkaç nesil böylece, bu beyaz camın karşısında gözlerini açıp serpildi.
Görüldüğü gibi; bir, üç, beş; çeyrek, yarım toplandığında ne acı rakamlar çıkıyor karşımıza ve ömrümüzü nasıl da tüketiyor küçük zaman dilimleri. Bir araştırmaya göre Türkiye’de ortalama 70 yıl yaşayan biri 23 yılını uykuyla, 19 yılını çalışarak, 9 yılını eğlenceyle, 1 yılını ibadetle, 6 yılını beslenmeyle, 6 yılını ulaşımla, 4 yılını hastalıkla geçirmekte.
Neticede, hepimize haftada 168 saat hediye edilmiş. Bu saatlerin emanet olduğunu bir an önce idrak etmeliyiz. Mevlânâ Hazretleri’nin: “Büyük insanın her saniyesi arayış içerisinde geçer.” sözünü dikkate almalı, büyük insan olmasak da, büyük mefkûrenin sevdalıları adına, zamanı ideallerimize ulaşmak için vasıta olarak kullanmalıyız.
İçinde yaşadığımız zaman, insanları önüne katmış, bilinen akıbete koşturmakta. Öyleyse neden küçük zaman dilimlerini de dâhil edip sermayemizi artırmaya, zaman bahçesinden güzel meyvelerle ceplerimizi doldurup insanlığa armağan etmeye çalışmıyoruz.
Kaynaklar
— www.inkadanismanlik.com.tr
— Fethullah Gülen, Diriliş Çağrısı, Haziran, 2007.
— Yusuf Ömeroğlu, Niçin Okumalıyız, Rehber, 2005.
— Ailem dergisi, Sayı–170.
TALHA KOÇ
"Kısa Zaman Dilimleri..." - Selami Gün
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 Yoruma Sahip:
Yorum Gönder
Yorum Nasıl Yapılır?
* Boş alana yorumunuzu yazdıktan sonra "Profil seç!" kısmından "Ad /URL" seçeneğini seçiniz. Adınızı yazdıktan sonra, URL kısmına varsa sitenizi yazınız. Ve "Yorum Gönder" butonuna basıp bekleyiniz...
NOT: "Gönder" butonuna bastıktan sonra sayfa yenilenecektir.Sayfayı kaydırıp yorumunuzun yayınlanıp yayınlanmadığına bakınız.