Gecenin en karası; saat iki buçukla üç arası...
Gözlerim uykusuzluktan yanıyor, bacaklarım yeni doğmuş bir tayın güçsüzlüğünde titriyor, soğuktan çatlamış ellerim ceplerimden medet umuyor, kıpkırmızı olmuş burnumsa hala dışarıda kalma çabama isyan ediyor...
Gecenin en karası; saat iki buçukla üç arası...
Uykusuzluktan yanan gözlerim, harika bir yıldızlı geceyle; güçsüz bacaklarım, topuklarımın kaldırımda çıkardığı dinlendirici ve huzur dolu sesle; ellerim cebimin sıcağıyla ve burnum sobalı odamın hayaliyle avunuyor.
Filistinli bir masum çocuğu hayal ediyorum. Uykusuzluktan yanmış gözlerinin gökyüzünü fosfor bombaları süslüyor, güçsüz bacakları etraftaki postal seslerinin korkusuyla titriyor.
Annesinin öldüğünü bile anlayamayacak yaştaki bu masum çocuk minicik ellerini ısıtabilmek için birkaç gün evvel annesinin yaptığı gibi ellerini anne cesedinin buz kesmiş avucunun içine koyuyor...
Üşüse bile kendince ısınıyor o anne şefkatiyle, burnuysa üşümesini unutmuş bu masum yavrunun haline ağlıyor.
Gecenin en karası; saat iki buçukla üç arası...
Şu iki sokağın arası kalbimin durduğu yer burası... İlk kez burada bir ezan sesi beni benden almış ciğerlerime keyifle çekmiştim temiz havayı. İlk oyunumu burada oynamıştım.
İlk kez burada düşmüştüm dizim acımıştı. İlk kahkahamı burada atmıştım. Annem pazardan gelirken hep burada boynuna atlamıştım. Ve ilk kez orada görmüştüm onu. Kalbim hızla çarpmış ayaklarım karıncalanmıştı.
Şu iki sokağın arası kalbimin durduğu yer burası...
Yine aklıma şu Filistinli masum çocuk geliyor. Onun da var bir iki sokak arası sanki cehennem burası.
İlk kez burada minarede ezan okuyan bir imamın vurulduğunu görmüş kesif barut kokusunu içine çekmişti.
İlk kez zalim askerler bu sokakta oynamışlar güçlü füzeleriyle bina vurmaca oyununu.
İlk kez burada kurşunlardan kaçarken düşüp kaşını gözünü yarmıştı. İlk kez burada acıyla “imdat!” diye bağırmış korkuyla haykırmıştı. Ve anacığını son kez görmüştü; ayakta, gözleri açık.
Ölümün ne olduğunu bilmeyen bu masum yavru annesinin yerde cansız yatışını bir türlü anlamlandıramıyordu şimdi.
Ve belki masum, saf, cismaniyetin karışmadığı, tertemiz aşkını bu sokakta tanıma fırsatının kalmadığını kahpe bir kurşun minicik bedenine saplandığında ayakları canlılığının vücudunu terk etmesiyle karıncalanırken bilmiyordu bile.
Şu iki sokağın arası sanki cehennem burası...
Mesut Öztürk (Kasva)'ün Diğer Yayınlarına Bakmak İçin TIKLAYIN...
"Sanki Cehennem Burası ! " - Kasva
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

7 Yoruma Sahip:
ellerinize sağlık güzel bir yazı olmuş.ülkemizde bu hususlarda yazılar afişler ve benzeri şeylerde artık ayrşma olmalı.yapılan bu zulme karşı somut adımlar atılmalı. halen bazıları şöyleydi böyleydi dememeli.ya israile küfretmeli ya da sempatisii açıkça ifade etmeli... güzel bir yazıydı tekrar ellerinize sağlık
Tşk ederim inşallah hepimizin bilinçlenmesi adına bir nebze faydası olur...
Son derece hoş bir yazı olmuş , yazının içeriği ile etkileyici bir üslüp birleşmiş ve okuyucuda şiirsel bir tat bırakmış...kaleminize sağlık.
bilinçlenme adına güzel bir çalışma teşekkürler
teşekkürler
bilinçlenme adına güzel bir çalışma teşekkürler
Teşekkürler
Yorum Gönder
Yorum Nasıl Yapılır?
* Boş alana yorumunuzu yazdıktan sonra "Profil seç!" kısmından "Ad /URL" seçeneğini seçiniz. Adınızı yazdıktan sonra, URL kısmına varsa sitenizi yazınız. Ve "Yorum Gönder" butonuna basıp bekleyiniz...
NOT: "Gönder" butonuna bastıktan sonra sayfa yenilenecektir.Sayfayı kaydırıp yorumunuzun yayınlanıp yayınlanmadığına bakınız.