Alışılmış, drama saçmalığı var üzerimde. Masiva bu halimi algılayamıyor. Öyle ki; her sabah balkonumun önünde ötüşen serçe orkestrası, beni garipsedi ve ardına bile bakmadan çekip gitti...
Son siren çalalı çok olmuştu fakat ben farkında değildim. Beni kimsesizler vapuruna bindirip, kimsesizlerin mekanı olarak adlandırılan, denizin meçhulündeki ıslak kayalara yollamışlardı bile.
Anlam karmaşasını çözmeye çalışırken buradayım işte. Yırtık pırtık elbiselerim ve çıplak ruhumla oturuyorum ıslak kayaların üstünde. Etrafımı algılamaya çalışıyorum. Gördüklerim bir an için hatırımdan kaçmış kimsesizliğimi aklımı itekliyor.
“Çaresizseniz; çare sizsiniz!” sözü gerçekten doğru mu acaba?
- Hayır, hayır doğru falan değil, safsatanın yalın hali işte.
- Acaba kendimi mi avutuyorum?
Neyse, fikirsizlik atmosferine fikir kakalamanın manası yok.
- Ben neden buradayım? Neden bu ıslak kayalardayım?
Narkoz etkisinden yeni yeni kurtulduğum için, Mecnun beynim aheste aheste yerine oturuyor.
Şimdi ise yaşadıklarımın, gördüklerimin,hayallerimin... kaç kilo geldiğini tartıyorum. Çok yavaş bir şekilde yerleştirdim.
- Kahretsin! Terazinin kolu kırıldı...
Durum vahim birbirine karışmış ip yumağı gibi; çözülemiyor. Gönlüm hazin, bir berduş edası var üzerimde. Kimsesizce ıslak kayaların üzerinde oturan, sorusuz, cevapsız bir berduş. Çok dertli bir berduş.
- Dertler ve kederler paylaştıkça azalırmış, sende söyle berduş söyle derdin ne?
- Derdim klasik aşk hikayeleri içinde kaybolmuş bir dert. Ama çok karmaşık.
Başrolü ben oynuyorum. Yardımcı oyuncuyu ise Leyla kalıbına sıkışmış biri oynuyor. Yaşanmaya hazır aşk filmi çekiyorduk. Filmin çekimleri başladığı an zamanın sesi soluğu çıkmıyordu.
Ama şimdi zaman, bu ıslak kayaların üstünde beni buldu ve hızla kinini yüzüme kustu. Film mi gerçek mi bilmiyorum. Ama bir şey biliyorum; bu filmin galası mahşerde yapılacak.
Beyin hücrelerimin kapılarının önünde, durmaksızın zile basan hayalleri var. Her haliyle beni işgal etmiş, ablukaya almış durumda. Bense hala az güç çok özveriyle ona direnç gösteriyorum.
Düşlerim, düşüncelerim allak bullak. Kötü sonla bitmesi umurumda değil. Ben öncesini ve ilk anını tahayyül ediyorum. Düşledikçe yeniden aşık oluyor, ardından büyük bir sarsıntıyla onun enkazı altında kalıyorum.
Düş penceremden, düşler sokağına bakarak, onun gelmesini ardından bana bakarak melek gibi gülümsemesini düşlüyorum. Düşlüyorum, düşlüyorum, düşlüyorum….
Şimdi ise getirisi yahut götürüsü olmayan bu olsılıksız aşkımı faili meçhul listesine yazıyorum.(mecburum)
Hiç olmasaydı, yaşamasaydım diyorum bazen. Belki o zaman platonik severdim onu.
O’nca da bence de; geçmişin kapılarını aralamaya gerek yok. Herkes kaldığı yerden devam etsin.
Madem bitti; son kez, beraberce eski radyolardan çıkan cızırtılı şarkımızı albatrosların ağzına dolayalım ve noktalayalım. (idamlık mahkumların bile son arzuları sorulur; benimkide bu...)
O’ndan sonra gönlümü nadasa bıraktım. O’nun ütopyasıyla bu ıssız, ıslak kayaların üstünde yaşamaya çalışıyorum. Arada bir albatroslara şarkımızı söyletiyorum…
Elveda...
TALHA KOÇ (ALBATROS)'un Diğer Yazıları İçin TIKLAYIN...
Çaresizseniz; Çare Sizsiniz ! ------> Talha Koç
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 Yoruma Sahip:
talha bu yazı çok sarstı beni.. yüreğimde kent vurdığum duygular isyan edrcesine harekete geçti.. talha keşke anlaşılabilsek..
Yorum Gönder
Yorum Nasıl Yapılır?
* Boş alana yorumunuzu yazdıktan sonra "Profil seç!" kısmından "Ad /URL" seçeneğini seçiniz. Adınızı yazdıktan sonra, URL kısmına varsa sitenizi yazınız. Ve "Yorum Gönder" butonuna basıp bekleyiniz...
NOT: "Gönder" butonuna bastıktan sonra sayfa yenilenecektir.Sayfayı kaydırıp yorumunuzun yayınlanıp yayınlanmadığına bakınız.